Arka Fonda Hafif Bir Müzik Çalıyor

dat-koridze-lake-girlYatağımda, o kocaman olan yatağımda yatıyorum. Düşünüyorum da beklemek en zoru. Yavaş, sessiz bir müzik arka fonda eşlik ediyor düşüncelerime. Dudaklarım ister istemez şarkının sözlerini söyleseler de sözlerin anlamını düşünmüyorum. Başka şeyler var aklımda.

Dalga sesleri duyuyorum ve arka plandaki müziğin sesi yok oluyor. Bir çocuk görüyorum sahilde. Deniz kıyısında kumdan kale yapıyor. Beş altı yaşlarında küçük, tatlı bir çocuk… Zaten kim tatlı değildir ki o yaşlarda. Kendini kaptırmış yaptığı kumdan kaleye. Küreği olmadığı için, kovanın içine kumları elleriyle dolduruyor. Tırnaklarının içine kaçan kum tanelerini, ardındaki dünyayı bile umursamadan işine konsantre olmuş. Başka sıkıntısı derdi yok ki. Tek istediği şey kumdan kalesini yapıp ailesinden övgü sözcükleri duymak… Tek amacı övülmek, bir şeyler başarabilmek. Sonra bakıyor ardına, annesi çaktırmadan onu izliyor. Gururla bakıyor kızına. Küçük kızın yanındaki çocuklar da azimle şekle sokmaya çalışıyorlar kum tanelerini ama hepsi teker teker siliniyorlar yanından. Yalnız olmaktan korkmuyor küçük kız. Büyük bir zevkle kalesini yapmaya devam ediyor. Ama denizdeki dalgalar şiddetleniyor ve soğuk suyu ayak parmaklarında hissetmeye başlıyor. Küçük çocuklar çekinmeden girerler ya buz gibi soğuk denize işte bu kız da girmek istiyor ama dalgalar çılgınca kıyıya çarpmaya başlayıp onu vazgeçirmeye çalışıyorlar. İlk ayak parmaklarında hissettiği soğukluk dizlerine kadar ulaşıyor. Ve dalgalar geri çekilirken küçük kızın yüzündeki gülümsemeyle ben de rahatlıyorum. Dalgalar küçük kızın vücuduna değdikçe dertlerimin hepsi yavaş yavaş siliniyor. Dalgalar, düşüncelerimin hepsini alıp adalara sürüklüyor. Daha sonra şiddetli bir şekilde iyice büyüyerek geri geliyorlar küçük kıza. Onlar geldikçe küçük kız o kadar rahatlıyor ki… Dalgaların, yaptığı kaleyi yıkması onu üzmüyor. Sonra gelen dalgalar yüzüne kadar ulaşıyor küçük kızın ve onu her terk edişlerinde küçük kız şeffaflaşıyor. Gıdıklanıyormuşçasına gülüyor. Dalgalar vücudundan içeriye giriyorlar sanki. Onu da alıp yanlarında sürüklemek istiyorlar. Savunmasız beş altı yaşlarında küçük bir kızı… Bu küçük kız hayır diyemiyor o zaman hiç bir şeye, belki hala diyemiyordur.

Tam bu sırada ben geliyorum küçük kızın yanına. Ona bakıyorum. Yüzü çok aşikar. Anlıyorum dalgalar onu güldürdükçe neden dertlerimin yok olup gittiğini… O küçük kız benim. Gözlerimiz aynı. Ancak beş yaşındaki kadar saf bakmıyor bakışlarım, o kadar masum değil gülüşüm, o kadar temiz değil kalbim… Söylemek istediğim çok şey var ona. Gözlerindeki gülümseme hiç sönmesin diye uyarmak, yapacağı hatalara karşı korumak istiyorum onu. Küçük ellerini tutuyorum ve gözlerinin içine bakıyorum. Ona dokunuyorum, öpüyorum. Bir şey diyemiyorum ama. Desem ne değişir? Tecrübe edilmeden yaşanmaz ki hayat. Yapılan hatalar büyütür insanı. Tek diyebileceğim şey ‘’dalgaların yok ettiği bir sürü şey olacak ama sen umudunu yitirmediğin sürece o dalgalar hep sana daha iyisini getirecekler aynı biraz önce yıkılan kalenin ardından gelen ben gibi’’ diyorum. Ona sarılıyorum sıkıca. O ise konuşmuyor, beni daha doğrusu kendini tanımıyor. İnanmak istemiyor belki gözlerindeki ışıltının bu denli yok olduğuna. Onu deniz kıyısından alıp daha geriye, daha güvenli bir yere oturtuyorum. En sevdiği şarkıyı beraber söylüyoruz. Sahildeki herkes gitmiş sadece biz varız ve kumdan kalemizi yapıyoruz. Ben de tırnağımın arasına giren kum tanelerini umursamadan ellerimle ve tüm gücümle ona yardım ediyorum. Yaşayacağı şeyleri düşünürken, kendi geçmişimi de görüyorum. Şaşkınım yanımda olduğu için ama çok da mutluyum. Hava kararmaya başlarken ona veda etme vaktimin geldiğini anlıyorum. Çok özlemişim onu. O günlerdeki halimi. Hiç bırakmak istemiyorum onunlayken o çocuksu halimi ancak yanağından öpüp veda ediyorum ona. Arkamdan her küçük çocuk gibi gitme diye bağırıyor ve gözyaşlarını silerken bana el sallıyor. Biliyorum ki bunlar döktüğü ne ilk ne de son gözyaşları olacaklar. El sallayışı, yanında beraber yaptığımız kocaman kumdan kale aklıma bir resim gibi kazınıyor ve karanlığın içinde birden tek başıma kalıyorum.

Arka fonda hafif bir müzik çalıyor… Müziği kapatmak istiyorum ama yapamıyorum. Çok hafif hissediyorum kendimi. Gittikçe bedenimden uzaklaşıyorum. Hafif müziğin sesi gittikçe uzaklaşıyor. Bir anda bir kalabalık sarıyor bedenimin etrafını. Sonra odamdan ağlama sesleri yükseliyor. Beklemek zor, ben kolaya kaçıyorum. Veda etmek zor, ben kolaya kaçıyorum. Ölüm ise gördüklerim rüyaymış diyemeyeceğimiz bir uykuymuş. Gördüklerim bir rüyaymış diyemiyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir